Çevirinin Görünmez Katliamı: Antoine Berman ve On İki Biçim Bozucu Eğilim
Fransız çeviribilimci Antoine Berman'ın "Olumsuz Çözümleme" (Negative Analytic) kuramı üzerinden, yazınsal çevirilerde kaynak metnin dilsel ve kültürel öznelliğini farkında olmadan yok eden 12 biçim bozucu eğilimi saf çeviribilimsel bir düzlemde inceliyoruz.
Fransız çeviribilimci ve filozof Antoine Berman, çeviri eylemini her şeyden önce kültürel ve felsefi bir deneyim olarak tanımlar. Onun literatüre kazandırdığı en radikal eserlerden biri olan L'Épreuve de l'étranger (Yabancının Deneyimi), çeviriyi erek kültürün sınırlarını genişleten ve insanı "Öteki" ile karşı karşıya getiren bir sınama olarak ele alır. Berman’a göre yazınsal (edebi) bir metni çevirmek, sadece anlamı bir dilden diğerine taşımak değil, kaynak metnin barındırdığı o yabancı, ham ve alışılmadık dilsel öznelliğe saygı duymaktır. Ancak çevirmenler, çoğu zaman iyi niyetle de olsa, erek okura kolaylık sağlamak adına kaynak metnin bu benzersiz dokusunu yok ederler. Berman, çevirmenlerin farkında olmadan bilinçaltıyla gerçekleştirdiği bu yıkım sürecini "Olumsuz Çözümleme" (Negative Analytic) başlığı altında toplar ve diller arasındaki o özgün pürüzleri dümdüz eden "On İki Biçim Bozucu Eğilim"i (Deformational Tendencies) ifşa eder.
Berman'ın bu kuramı, çeviri dünyasında adeta bir günah çıkarma seansıdır. Çevirmenin metne felsefi düzeyde nasıl bir sansür uyguladığını, dili nasıl evcilleştirdiğini ve "Öteki" olanı nasıl "Kendine" benzettiğini gözler önüne serer.
Metni Evcilleştirmenin Gizli Düzenekleri: Rasyonalizasyon ve Açımlama
Berman’ın listelediği biçim bozucu eğilimlerin en başında Rasyonalizasyon (Akılsallaştırma) gelir. Bu eğilim, kaynak metnin kendine has, belki de kuralsız ve dağınık olan söz dizimini (syntax) erek dilin en rasyonel, en mantıklı ve en düzgün kurallarına göre yeniden düzenleme hastalığıdır. Yazar bilerek ve isteyerek devrik, karmaşık, noktalama işaretlerinden arındırılmış bir cümle kurmuş olabilir; ancak çevirmen rasyonalizasyon tuzağına düştüğünde o cümleyi özne-nesne-yüklem sırasına sokarak metnin edebi ritmini katleder.
Hemen arkasından gelen Açımlama (Clarification) ise metindeki örtük anlamların, gizemlerin ve çok anlamlılıkların katilidir. Edebi metinler doğası gereği bazı şeyleri okurun hayal gücüne bırakır, anlamı muğlaklaştırır. Çevirmen, "Okur burayı anlamaz, biraz daha netleştireyim" dürtüsüyle metne açıklayıcı kelimeler eklediğinde, metnin alt metnini yüzeye çıkarır. Anlam netleşir ancak metnin sanatsal büyüsü, o gizemli boşlukları yok edilmiş olur.
Dilin Sınıfsal Temizliği: Soylulaştırma ve Fakirleşme
Edebi metinler sadece elit bir salon diliyle yazılmaz; sokak argosu, yerel diyalektler, kaba tabirler ve halk ağzı metnin karakterini oluşturur. Berman, çevirmenlerin bu tarz ham ve sert yapıları erek dile aktarırken estetik kaygılarla kibarlaştırmasını Soylulaştırma (Noblesse / Ennoblement) olarak tanımlar. Örneğin, bir sokak serserisinin ağzından çıkan çiğ bir küfür ya da argo ifade, erek dilde daha kabul edilebilir, şık ve edebi bir kalıpla değiştirildiğinde metin sınıfsal ve karakterolojik gerçekliğini kaybeder. Metin, salon beyefendilerinin diline hapsedilir.
Bu durum kaçınılmaz olarak Niteliksel ve Niceliksel Fakirleşmeyi (Qualitative and Quantitative Impoverishment) doğurur. Niteliksel fakirleşme, kaynak metindeki ses oyunlarının, üslup tınılarının ve kelimelerin duyusal imgelerinin erek dilde düz birer kelimeye indirgenmesidir. Niceliksel fakirleşme ise, yazarın aynı anlama gelen ama farklı nüanslar taşıyan zengin kelime dağarcığının, çeviride tek bir kelimeye (Örn: yazarın beş farklı yürüyüş eylemi kelimesi kullanmasına rağmen çevirmenin hepsine sadece "yürüdü" demesi) indirgenerek metnin hacminin kurutulmasıdır.
Kültürel Tek tipleştirme: Homojenleştirme ve Yerlileştirme
Berman’ın en çok üzerinde durduğu tehlikelerden biri de metnin dilsel çeşitliliğinin yok edilmesidir. Homojenleştirme (Homogenization), kaynak metinde yer alan farklı üslupları, diyalektleri, resmi ve gayriresmi dil geçişlerini tek bir potada eriterek erek metni dümdüz, monoton bir çizgiye çekmektir. Metin tek bir ses tonuyla konuşmaya başlar.
Bunun en uç noktası ise Yerlileştirme (Exoticism / Domestication) eğilimidir. Kaynak kültürün kendi coğrafyasına, dinine veya geleneklerine ait olan özgün kavramların (Realia), erek okura yabancı gelmesin diye erek kültürdeki benzerleriyle bodoslama değiştirilmesidir. Örneğin, kaynak metindeki yabancı bir dini ritüeli veya geleneksel bir yemeği, Türkçeye çevirirken "bizim buraların adetlerine uysun" diyerek tamamen yerel bir İslami veya Anadolululaştırılmış kavramla ikame etmek, kaynak metnin öznelliğini ve yabancılığını tamamen yok etmek demektir. Okur evinden çıkmadan, yeni bir kültürle tanışmadan, sadece aynadaki kendi yansımasını okur.
Sonuç: Yabancının Hakkını Teslim Etmek
Antoine Berman'ın Olumsuz Çözümleme kuramı, iyi bir çevirinin metni ne kadar pürüzsüzleştirdiğiyle değil, kaynak metnin o yabancı ve pürüzlü dokusunu erek dilde ne kadar koruyabildiğiyle ölçülmesi gerektiğini savunur. Çevirmen, bir metni düzeltmek, ehlileştirmek veya güzelleştirmekle görevli bir estetik cerrah değildir; o, yabancı olanın o tuhaf, sarsıcı ve alışılmadık sesini kendi dilinin imkanlarını zorlayarak erek kültüre duyurmakla yükümlü bir kültür elçisidir.
Glossa platformunun dil felsefesini kurgularken Berman'ın bu kuramsal uyarısı kulaklarımıza küpe olmalıdır. Diller arası çapraz matrisleri kurarken, kelimeleri sadece birbirine denk standart yapılar olarak görmemeli; her dilin kendi morfolojik inadını, kültürel çelişkilerini ve söz dizimsel pürüzlerini koruyacak esnekliği sistemlerimize yansıtmalıyız. Çeviri, ötekini yok etme aracı değil, ötekinin hakkını teslim etme eylemidir. Metnin pürüzlerini sevin, çünkü edebiyat o pürüzlerin arasında yaşar.